artık sabahları geç kalkıyordu. mutfakta bir şeyler yiyip su içmek, ayakyoluna gitmek gibi zorunluklu aralıklar da olmasa hava kararıncaya değin hiç kalkmayacağı masanın başına geçerdi. saat beşten sonra herkes işten eve dönerken o evden çıkar, yakın lokantalardan birinde yemek yerdi. ilk günler yemeği yer yemez dönüyor, gece yarısına dek çalışıyordu. güçtü, ama yılmıyordu. bir cümle üstünde saatlerce durmak vardı: kafasına yürüyenlerden birini seçmenin sorumluluğu vardı. kelimelerin yetersizliğini öğreniyordu. bazı günler sigara içtiğini küllüğün doluşundan anlardı. acaba onun da alnı kırışıyor muydu?
uyuyamadan yattığı yatağında kafası durmadan yazdıklarıyla uğraşırdı. çoğu geceler, o gün üstünde en uzun durduğu cümle gelip onu bulurdu. alışmayı anlıyordu. işte insan beyni bile alışıyor, hep aynı şeyi tekrarlıyordu. boyuna, 'karıncalar bilmeden severler' diyordu. öte yanına dönüyor, kurtulamıyordu. 'uyumam gerek' diye düşündükçe kafası sanki 'olmaz!' diyordu. 'karıncalar bilmeden severler.'"
y. atılgan / aylak adam