Peppe Savà: Size Sicilya’da yaptığınız konuşma hakkında bir soru sorabilir miyim? Kimi insanlar o konuşmanın eski bir arkadaş olan Piero Guccioni’ye bir saygı belirtisi olduğu sonucuna ulaşırken, kimileri de bunu, çağdaş sanatın kıstırılmış bulunduğu mat durumundan nasıl kurtulabileceğine ilişkin bir öneri olarak gördüler.
Giorgio Agamben: Konuşmamın Piero Guccioni’ye ve çağımızın en önemli ressamlarından bir kısmının yaşadığı küçük bir şehir olan Scicli’ye bir saygı ifadesi olduğu doğru. Orada sanatın durumu kuvvetli bir biçimde hissediliyor ve muhtemelen bu küçük şehir, geçmişle ilişkinin az evvel sözünü ettiğimiz krizini anlamak için en iyi yer. Bir kimsenin geçmişte yaşayabileceği tek yer şimdidir ve şimdi, bizzat kendi geçmişinin yaşamı olduğunu duyumsamaktan kesilirse, söz konusu geçmişin en iyi bilinen imgeleri durumundaki müze ve sanat, sorunlu yerler haline gelirler. Artık geçmişiyle hiçbir şey yapmak istemeyen bir toplumda, sanat kendisini müzenin ejderi ile metalaşmanın yılanı arasında kısılmış bir halde bulur. Ve çağdaş sanat müzelerimiz, saçmanın tapınakları halini o kadar almışlardır ki bu şeylerin ikisi de el ele gitmektedir. Sanatın saplanmış olduğu çıkmazın ilk ayırtına varan kişi büyük ihtimalle Duchamp olmuştur. Duchamp kendi “hazır-ürünüyle” neyi icat etti? Sıradan nesneleri, örneğin bir pisuarı aldı ve bir müzeye sokarak müzeyi o şeyi bir sanat eseri olarak sergilemeye zorladı. Doğal olarak –bir anlık bir şaşkınlık ve şoktan sonra– o şeyin oradaki varlığına hiçbir şey atfedilemiyordu: Bir çalışmadan söz edilemiyordu, çünkü endüstriyel olarak üretilmiş herhangi bir nesne gibi sıradan bir nesne söz konusuydu ve sanatsal çalışma da yoktu, çünkü hiçbir ‘poiesis’, hiçbir üretim içermiyordu – hele bir filozofun ya da bir eleştirmenin yahut Duchamp’ın sevdiği bir tabirle ‘nefes alan biri’, salt yaşayan bir varlık hiç yoktu. Ne olursa olsun Duchamp’ın asla bir sanat eseri ürettiği yönünde bir iddiasının olmadığı doğrudur; o daha ziyade, müze ile metalaşma arasında sıkışmış sanata bir yol açmıştır. Bildiğiniz gibi bunun yerine gelişen şey, hâlâ aktif olan bir grup becerikli spekülatörün hazır-ürünü sanat eserine dönüştürmesi oldu. Ve sözde çağdaş sanat, para gibi bir likidite durumuna erişmiş ve ne çalışma ne de performans içerdikleri halde sanat eseri değeri görmeyi sürdürmek isteyen metaların dolaşımını hızlandırmaya adanmış piyasanın organlarından başka bir şey olmayan müzeleri doldurarak, Duchamp’ın jestini tekrarlamaktan başka bir şey yapmamaktadırlar. Çağdaş sanatın çelişkisi budur: Sanat eserini lağvetmekte ve ürünün üzerine bir fiyat etiketi yerleştirmektedir.
Ayrıntı Dergisi - 10 Mart 2014
http://ayrintidergi.com.tr/tanri-olmedi-paraya-donustu-giorgio-agamben-ile-soylesi/